22 Eylül 2017 Cuma

Kore Dizilerinin Vazgeçilmez Bromanceleri


Bromance son yıllarda türemiş bir tabir. İki ya da daha fazla erkek arasında 'kardeşlik, dostluk' anlamına gelen duygusal yakın ilişki. Özetle kankalık diyebiliriz. Kore dizilerinde bunu sıkça görüyoruz bir kadın ile erkek arasında olan aşk sahnelerinden daha duygusal ya da daha komik olabiliyor. Dizilerde gördüğümüz çok iyi yakın arkadaşlardan bazıları;

10 Eylül 2017 Pazar

[Film Önerisi] Mood Of The Day "Arzularım ki o günümüz her günümüz gibi olsun."


Tren yolculuğu ile başlayıp basketbol topu ile biten romantik-komedi türündeki filmin başrollerini Moon Chae Won ve Yoo Yeon Seok paylaşıyor. Filmin konusu; şans eseri aynı trende yolculuk yaparken birbirini hiç tanımayan bir kadın ve bir erkek Busan'da bir günü birlikte geçirmek zorunda kalırlar. Film bu ikili arasında geçen olayları konu almaktadır. 


Moon Chae Won, en beğendiğim kadın oyuncularından biri. Hem oyunculuk yeteneğini hem de masum yüz ifadesini çok beğeniyorum. Özellikle rol aldığı dizi ve filmlere dikkat ediyorum. Canlandırdığı karakter nasıl olursa olsun, o masum yüz ifadesini koruyarak oyunculuğu ile birleştirmeyi başarıyor. 
Filmde canlandırdığı Bae Soo Jung karakteri, hayatın temposu içinde yaşayan sıradan bir karakter. İş, arkadaş ve aşk hayatı içinde monoton bir hayat yaşıyor. İşi dolayısıyla Busan'a gitmek zorunda kalır ve tren yolculuğunda bir günlüğüne yaşadığı monotonluğu değiştirecek bir adamla tanışır. 

Yoo Yeon Seok, basketbolu seven, oldukça çapkın ve ilginç bir karakter olan Kim Jae Hyun'u canlandırıyor. Tren yolculuğu sayesinde Kim Jae Hyun, hayatı boyunca tanıştığı kadınların aksine onun gerçek kimliğini gören bir kadınla tanışacaktır. 
Yeon Seok, filmde olgun ve sevimli bir görüntüye sahipti. Yoo Yeon Seok'un oyunculuğunu ve Moon Chae Won ile olan uyumunu sevdim. 


Boş zamanlarda izlenebilecek, fazla kafa yormayan, günün modunu değiştirebilecek bir aşk filmi. İyi Seyirler.

3 Eylül 2017 Pazar

[ÇİN DİZİ ÖNERİSİ] The Empress Of China


Çin tarihinin ilk ve tek kadın imparatoru olan Wu Zetian'ın hikayesini anlatan devasa bir yapım. Yayınlandığı tarihte ve ondan sonra da Çin'in en çok izlenen dizisi oldu. Tarihi yapılar ve eşyaları, gösterişli kostümleri, saray entrikalarını oldukça seviyorum. Kore dizilerinde uzun süredir bu tarz yapımlar bulamıyordum. Çin dizilerini izlemeye başlamak için harika bir fırsat diye düşünerek, göze aldığım 96 bölümlük diziyi bitirmiş bulunuyorum.

Tarihte daima erkek hükümdarlar ve devlet adamları ön plandadır. Savaşlar dolasıyla savaşçılık daha çok erkeklerin yaptığı işler arasındadır. Siyaset, mahkeme(yargılama yetkisi) ve idari işlemler erkekler tarafından yapılmaktadır. Bu sebeple erkekler tarihte daha ön plandadır. Dizide anlatılan tarih Tang Hanedanlığı dönemidir. Çin tarihinin kadınlarla erkeklerin neredeyse eşit seviyede olduğu bir dönem. Kadınlar da bu dönemde ulusal konulanda iyi eğitimli ve bilgiliydi. Diziyi bir kenara bırakacak olursak gerçekte var olan tarihin; kadınlarında erkekler kadar eşit güce (haklara) sahip olabileceğini ve cinsiyetçi düşünceye sahip toplumun oluşturduğu tabuyu yıkılabileceğini gösteren İmparatoriçe Wu en büyük kanıtıdır.

26 Ağustos 2017 Cumartesi

My Secret Romance


2017 yılında da diğer yıllarda olduğu gibi başarılı yapımlar olacağını düşünüyordum. Taki bu zinciri kıracak diziyi izleyene kadar. My Secret Romance. Romantik-komedi türüne sahip dizileri Kore dizi sektöründe bulmak oldukça kolaydır. İzlemesi keyifli, sevimli ve aşık hallerini görmek insana neşe verir. Diziyi izledikten sonra hissettiğim tek duygu; hayal kırıklığıydı. Dizinin her noktasını eleştireceğim, eğer bu mini bir dizi olsaydı birçok ayrıntıyı görmezden gelebilirdim ama uzun soluklu bir dizi olduğu için gözardı edemeyeceğim o kadar çok şey var ki.

Bir diziyi eleştireceksem dizi hakkında yazılmış yüzden fazla yoruma, birçok siteye bakarak en adil ve mantıklı bir şekilde eleştirmeye çalışırım. Dizinin en genel konusu şu şekilde; zengin bir ailenin oğlu (Sung Hoon) ile hayatında daha önce hiç sevgilisi olmayan bir kızın (Song Ji-Eun) arasındaki romantik ilişki anlatılmaktadır. Hikayeye baktığımızda sayısız aynı konuya sahip dizi bulunmaktayken diziyi izlenebilir kılan, onu diğerlerinden ayıran bir oyunculuğa ya da farklı sahnelere sahip olmasıdır. Kötü oyunculuk ve klişeleşmiş sahnelerle dolu diziye baktığımızda romantik-komedi dizilerinden daha fazlasını beklememek gerektiği anlaşılıyor.

Klasik senaryo; Cha Jin Wook bir şirketin CEO'dur. Kısa süreli aşklara inanır, çapkın ve eğlenceli biridir. Lee Yoo Mi, Jin Wook'un aksine masum, daha önce hiç sevgilisi olmamış ve dış görünüşe önem vermeyen biridir. Beslenme uzmanıdır.
Jin Wook'un adı skandala karışınca babası hem ceza hem daha iyi biri olur umuduyla onu otellerinden birinde çalışmaya gönderir. Lee Yoo Mi ile orada karşılaşırlar ve birbirlerinden etkilenirler. Tek gecelik bir ilişki yaşarlar. Cha Jin Wook sabah uyanınca Lee Yoo Mi'yi yanında bulamaz. Jin Wook'un kişiliği bu olaydan sonra tamamen değişir kibirli ve soğuk bir adam haline gelir. 3 yıl sonra Lee Yoo Mi ile yolları tekrar kesişir.
Dizinin ana fikri patron-çalışan aşkı olmaktan kurtulamıyor. Yoo Mi karakterinin 'beslenme uzmanı' olduğu konusunda o kadar üstünde duruyorlar ki dizi yemek programına dönecek yakında. İç çamaşırı tasarımı yapan bir şirket için yemeklerle fazla içli dışlılar. Alışık olduğumuz aşk üçgeni olmazsa olmazdı. İkinci erkek ile çok yakın arkadaşlar ve çocuk saf kızımıza aşık, ne kadar belli etse de kızımız anlamıyor. Olaylar hep aynı yerde, aynı konunun üstünde geçtiğinden dizi ilerlemiyor. Aşk sahneleri her ne kadar komik ve güzel olsa da aynı şeyleri görmüş olduğumuz için sıkmaya başlıyor.

Kötü Oyunculuk; Dizinin tüm yükünü Sung Hoon'un sırtladığını düşünüyorum. Son zamanlarda Sung Hoon'un rol aldığı diğer dizileri severek izledim. Her ne kadar kendisi çok popüler olmasa da bu yolda emin adımlarla başarıya doğru yürüyor ve ekranlarda kendini yakışıklılığı ile ön plana çıkarıyor. Song Ji Eun, kadın karakteri canlandırmaya çalışsa da bu konuda yeterince başarılı olamadığını düşünüyorum. Aşk, stres ve heyecan gibi duyguları yaşaması gerektiği yerlerde bana bunu hissettiremedi. Çoğu sahnede duvara bakıyormuş hissine kapıldım. En beğenmediğim kısım ise hıçkırıkları. O kadar yapay ki sanki hıçkırık sesi sonradan eklenmiş gibi. Geriye düşme sahnelerinde belini sadece arkaya doğru kırışı ve o kadar uzak mesafeden Sung Hoon'un ani yakalayışı pembe dizileri aratmayacak türden.

İzlediğim ilk dizi olsaydı; çok eğlenceli bir dizi olurdu. Her sahnesini izlemekten büyük keyif alırdım ama görmeye alışık olduğum sahneler olunca eleştirmekten başka bir şey yapamıyorum. Diziyi beğenenler bana kızabilir ama ben bir bir blog yazarıyım ve dizileri izleyerek kişisel fikrimi burada söylemekle yükümlüyüm. Benim şahsi düşüncem; diziyi klişe buldum ama kendini iyi hissetmek, kafasını dağıtmak isteyenler diziyi izleyebilirler.